
6 -7 Eylül olayları, İtiraf edilmiş bir insanlık suçu
İtiraf edilmiş bir insanlık suçu - 6 -7 Eylül programları ve çıkarılması gereken dersler. 6 – 7 Eylül pogromları, devletin zirvesindeki yetkililerin, askeriye ve emniyet teşkilatları sorumlularının, üst düzey istihbarat elemanlarının, itiraf ettikleri bir insanlık suçu olarak, artık Türkiye toplumunun da neredeyse birçok ayrıntıları ile bildiği bir gerçek haline gelmiştir.
Bu konuda her ne kadar Yunanistan kaynakları yeteri kadar bilinmese de, Türkiye’de son on yılı aÅŸkın bir süredir yürütülen tartışmalar, yapılan araÅŸtırmalar, yüzlerce ve hatta binlerce görgü tanıklarının ifadeleri, bizzat resmi ve sivil organizatörlerin kendi itirafları “6 – 7 Eylül olayları” olarak nitelenen pogromların gerçek yüzünü, politik arka planını, bir hayli gün ışığına çıkarmıştır.
6 – 7 Eylül pogromlarının, 1915’te zirveye ulaÅŸan İttihatçı soykırım politikasının doÄŸrudan bir devamı ve önemli ölçüde de, aynı kadroların sevk ve idare ettiÄŸi bir insanlık suçu olması bakımından, gerekli derslerin çıkarılabilmesi için doÄŸru algılanması gerekir. Dönemin CumhurbaÅŸkanı Celal Bayar, birinci dünya savaşı arifesinde ve savaÅŸ sürecinde Akdeniz ve Ege sahillerinin özellikle de Helenlerden “arındırılması” görevini yürüten soykırım sabıkalı bir TeÅŸkilatı Mahsusa kadrosudur. Gerek DP hükümetinin gerekse onun ana muhalefeti konumundaki CHP’nin Celal Bayar ve İsmet İnönü gibi kıdemli ittihatçıları o dönem iÅŸ başındadırlar.
6 – 7 Eylül pogromları, soykırım sabıkalı bir egemenliÄŸin, gerektiÄŸinde bu tür insanlık suçlarını tekrar tekrar iÅŸleyeceÄŸine dair, insanlığı doÄŸrudan tehdit etmesi, fütursuz itiraflarda bulunması bakımından unutulmaması gerekmektedir. Henüz 6 – 7 Eylül pogromlarının kabusu bitmeden AP dönemi 1. BaÅŸbakanı S. Hayri Ürgüplü’nün, ’Kıbrıs’ta bir Türk ölürse Istanbul’da ne olabileceÄŸi hakkında garanti veremem. Korkarım 6/7 Eylül olayları gibi olaylar olabilir’ türünden demeçlerde bulunmasını baÅŸka türlü yorumlamak mümkün deÄŸildir. Benzer örnekler çoÄŸaltılabilr. 12 Eylül cuntası ÅŸefi Kenan Evren’in “sabrımızı taşırmasınlar” diye Ermeni Halkını tehdit etmesi, TSK’nin Kürtleri “sözde vatandaÅŸ” ilan ederek her türlü hak ve hukukun dışında görmesi vs.
6 – 7 Eylül pogromları, TC egemenliÄŸinin yayılmacı karakterini göstermesi, bunun için büyük güçlerin kirli iÅŸ bitiriciliÄŸini, bir baÅŸka ifadeyle tetikçiliÄŸini üstlenmekten çekinmediÄŸini bilince çıkarması bakımından tarihte önemli bir yere sahiptir. TC’nin kuklası KKTC, İngiltere ile iÅŸ birliÄŸinin bir sonucu olarak 1974 iÅŸgal harekâtı sayesinde kurulmuÅŸtur. Temeli ada halkının sürgün edilmesine, mal varlığının talanına ve katline dayanmaktadır.
KomÅŸu ülke topraklarının ilhakı hem toplumsal (iktidarı muhalefeti, meslek örgütleri, sivil toplum kuruluÅŸları vs.) hem de uluslar arası kirli ittifaklar sayesinde gerçekleÅŸtirilmektedir. Adanın iÅŸgaline yeÅŸil ışık yakan diÄŸer büyük güçlerin yanında İngiltere baÅŸrolü oynamıştır. Adadaki stratejik varlığını sürdürmesi ve Kıbrıs halklarının bağımsızlık harekâtını bastıra bilmesi ancak böyle bir ittifak sayesinde mümkün olabilmiÅŸtir.
6 – 7 Eylül pogromları, TC egemenliÄŸinin 100 yılı aÅŸkın bir süredir uygulaya geldiÄŸi baskı ve zulüm politikasını maskelemek için yalana ve iftiraya dayalı propagandada sınır tanımadığını, kitleleri galeyana getirerek kirli emellerine alet etmede, ne kadar paspaye olursa olsun hiçbir yöntemden çekinmediÄŸini göstermesi bakımından çok öÄŸreticidir. Kışkırtılan pogromların hedefine ulaÅŸması (somut durumda Kıbrıs’ın iÅŸgaline giden yolların hazırlanması, Müslüman olmayan halkların ülkeden kovulması, mal varlıklarının yaÄŸmalanması ) için hep aynı yönteme baÅŸvurulmaktadır. Mustafa Kemal’in doÄŸduÄŸu evin bahçesine bizzat kendi organizasyonu olan bomba atma fiilini Helen halkına mal etmeye kalkışması, organize ettiÄŸi pogromları solcuların, komünistlerin üzerine atmaya kalkışması, aynı geleneÄŸin devamını göstermektedir. Abdülhamit döneminden günümüze kadar gerçekleÅŸtirilmiÅŸ soykırımların, irili ufaklı pogromların hazırlanıp uygulanmasında hep aynı yöntemlere baÅŸvurulmuÅŸtur. EgemenliÄŸin özünde taşıdığı yeni soykırımlara ve pogromlara açık suç potansiyelinin doÄŸru anlaşılması açısından büyük bir önem taşımaktadır.
Günümüzde asker cenaze törenlerinin bilinçli olarak faÅŸizmin birer gövde gösterisine dönüÅŸtürülmeye çalışılması, İstanbul’da soykırımların ve pogromların maÄŸdur ettiÄŸi halkların kapılarına karanlık güçlerin yeniden iÅŸaretler koymaya baÅŸlaması, tehlikenin ciddiyetini açıkça göstermektedir.
Dönemin BaÅŸbakan yardımcısı Fuat Köprülünün meclis konuÅŸması ve onu paylaÅŸan yandaÅŸlarının nasıl birer iftiracı pogrom suçluları olduklarını ele vermesi bakımından ibret vericidir: “İzninizle ÅŸimdi saldırıların kendisi hakkında konuÅŸacağım. Kıbrıs meselesi nedeniyle tahrik edilmiÅŸ gençler ve vatanseverler, olayların çıkmasından sorumludur. Özellikle gençlik çok hırçın tepki vermiÅŸtir. DiÄŸer taraftan basın provoke etmiÅŸtir. Selanik patlayan bombanın da haberi gelince nihayet bir fırsat doÄŸmuÅŸtur. Komünistler hareketin arasına karışıp gençlerin vatansever gösterisini kullanarak, yıkıp yaÄŸmalamışlardır. Bu olaylar aylar öncesinden planlanmış olmasaydı böylesi bir saldırı mümkün olmazdı. (…) Saldırının ÅŸekli ve hedefleri doÄŸru incelenirse, burada söz konusu olanın yalnızca komünist bir komplo olduÄŸu görülecektir. (Dilek Güven: Cumhuriyet Dönemi Azınlık Politikaları BaÄŸlamında 6 – 7 Eylül olayları Sf. 32)
Oysa sonraki yıllarda bizzat Özel Harp Dairesinin komutanlarından olan Orgeneral Sabri YirmibeÅŸoÄŸlu, 6/7 Eylül olaylarının Özel Harp dairesi tarafından yapılmış muhteÅŸem bir organizasyon olduÄŸunu ve amacına da ulaÅŸtığını belirtmiÅŸtir.
Bir baÅŸka itiraf da bu yıl 27 Mayıs’ın darbeci subaylarından, eski Turizm Tanıtma Bakanı ve CHP’de çeÅŸitli yöneticilik görevleri yapmış olan ve halen Cumhuriyet gazetesinde yazmakta olan Orhan Birgit’den geldi. Birgit 6-7 Eylül pogromlarının sevk ve idaresinde perde önünde önemli iÅŸler gören “Kıbrıs Türktür Cemiyeti”nin yöneticisiydi ve cemiyet pogrom kışkırtcı bildiriler yayınlamıştı. Birgit, Vatan Gazetesi’nde Senem Altan’la yapılan roportajında “Atatürk’ün Selenik’teki evine bombayı MİT’in attırdığını ve olayların büyüdüÄŸünü” (Vatan, 08.02.2009) belirtti.
6 – 7 Eylül pogromları, iÅŸlenen insanlık suçuna toplumun iÅŸtirakı bakımından da incelenmesi gereken önemli bir linç hareketidir. Daha önceki soykırım ve pogromlarda olduÄŸu gibi, devletin baskı ve ÅŸiddeti karşısında secdeye duran toplumun, katledilmiÅŸ, azaltılmış, sonuçta savunma mekanizması yok edilmiÅŸ bir “azınlığın” başına nasıl çullandığını göstermesi bakımından doÄŸru deÄŸerlendirilmesi gerekmektedir. Burada dini ve ulusal önyargıların nasıl bir rol oynadığı çok bariz görülmektedir. Çünkü toplum, üzerinde yaÅŸadığımız toprakların kadim halklarını “vatanın baÄŸrında bir ur” olarak gören zihniyete uygun olarak eÄŸitilmektedir. Bu ülkenin komünistlerinin devrimcilerinin en büyük zaafı, insanlığa karşı iÅŸlenmiÅŸ suçların en ağırı olan soykırım suçlarını nazarı dikkate almamalarında, kitleleri bu denli ağır insanlık suçlarına karşı duyarlı kılmak için gereken çabayı göstermemelerinde aramak gerekir. Tarihlerindeki soykırım suçları ile yüzleÅŸemeyen ilerici insanlık hareketlerinin “halkçı” (populist) söylemlerle, sefalet edebiyatı ile çıkarlarını savunduÄŸu sınıf ve tabakaların ırkçı propaganda etkilerine karşı bağışıklık kazanmalarına yardımcı olmaları imkânsızdır. Irkçılıkla zehirlenmiÅŸ bir toplumun iÅŸçileri ve emekçi yığınları devrimlerin öznesi deÄŸil, ama soykırımların ve pogromların aleti olurlar. 6 -7 Eylül pogromları bu acı toplumsal gerçekliÄŸimizi anlamak için bize bir derstir.
Özellikle de İstanbul ve İzmir’de pogromcu güruhlar harekete geçirildiÄŸinde, Müslüman olmayan komÅŸularını korumak için hiçte azımsanmayacak soylu bireysel çabalarda sergilenmiÅŸ olsa da, yıkımı, yaÄŸmayı, tecavüzleri ve katliamları önlemede tamamen yetersiz kalmışlardır. 6 – 7 eylül pogromlarına adı karışan ÅŸu kuruluÅŸlara bir göz attığımızda suça iÅŸtirakın toplumsal niteliÄŸi açıkça görülebilir: “İstanbul basını, üniversite gençliÄŸi, Kıbrıs Türktür Cemiyeti, Atatürk`ün evine bomba koyanlar, olaylara seyirci kalan emniyet güçleri, Anadolu`dan getirilen eli sopalı adamlar, Åžoförler Cemiyeti, İşçi Sendikaları ve DP yerel örgütleri 6 Eylül gecesi İstanbul`da yaÅŸananları tek baÅŸlarına gerçekleÅŸtirme imkanına sahip deÄŸillerdi.” (Ayhan Aktar: http://www.tumgazeteler.com/?a=1005709)
6 – 7 Eylül pogromlarına dair üzerinde fikir yürütülecek, tartışılacak yüzlerce ayrıntı söz konusudur. Her bir ayrıntı sabırlı bir çalışma sonucu teker teker bilince çıkarılarak, kamuoyu ile paylaşılmalıdır. Ancak, yukarda özetlemeye çalıştığımız tespitlerden “çıkarılması gereken en önemli sonuç nedir?” sorusuna kısa da olsa, üzerinde düÅŸünülmesi gereken bir cevabımız olmak zorundadır.
Bizler açısından tartışma, 1915’in İttihatçı egemenlik zihniyetinde hiçbir kopukluk olmaksızın devam ettiren devlet gerçekliÄŸidir. Tarihinin karanlık sayfaları ile yüzleÅŸme talebini “suç” ve “hakaret” sayan egemenlik anlayışıdır. Bizzat kendi mahkemelerinin yargılayarak ölüm cezalarına çarptırdığı savaÅŸ ve soykırım suçlularını kutsayan, adlarını meydanlara okullara bulvarlara veren devlet anlayışıdır.
Bizim açımızdan esas tartışma, 1915’ten bu yana, egemenliÄŸi altında bulunan “kendi” halklarına karşı örgütlenen, 100 yıldır soykırımların, pogromların açtığı derin yaralardan, acı ve gözyaşından baÅŸka bir eser bırakmayan bir devletin meÅŸruiyet sorunudur. Türk aydını, devrimcisi ilericisi, liberali, insan haklarına saygılı bilumum gerçek muhalefeti, bu soruna kafa yormak zorundadır.
Soykirim Karsitlari Dernegi (SKD)
Kontakt: Ali Ertem
Tel.: 0049/69/5970813 E-Mail: skd@gmx.net
<< Tillbaka
|